Minik Baykuş Puhu ve Gecenin Sessiz Şarkısı

Gümüş Kanatlı Ormanın Sakini

Bir varmış, bir yokmuş. Gökyüzünün gümüş gibi parladığı, yıldızların adeta dans ettiği Fısıldayan Orman’da sevimli bir yavru baykuş yaşarmış. Adı Puhu olan bu minik kuşun kocaman altın rengi gözleri varmış. Kafasının üzerinde iki minik tüy püskülü dururmuş.

Puhu’nun tüyleri pamuk kadar yumuşak ve kahverengi-beyaz desenliymiş. O, gerçek bir gece kuşuydu. Ormandaki diğer hayvanlar uykuya daldığında o uyanırdı. Kocaman gözleriyle karanlıkta her şeyi bir gündüz gibi net görürdü. Boynunu neredeyse arkasına kadar çevirebilirdi.

Böylece etrafındaki her hareketi hemen fark ederdi. Kanatlarındaki özel tüyler sayesinde uçarken hiç ses çıkarmazdı. Ormanın sessiz koruyucusu gibi ağaçların arasında süzülürdü. Gece olduğunda kendini çok güçlü ve huzurlu hissederdi. Her ağacın gölgesini ve her yaprağın kıpırtısını tanırdı.

Puhu yatağında otururken ormanın derinliklerinden gelen o tanıdık sesi beklemeye başladı. Acaba bugün rüzgar bana neler anlatacak? diye kendi kendine düşündü. Bu onun en sevdiği oyunlardan biriydi. Dışarıdaki dünyanın seslerini kalbiyle anlamaya çalışırdı.

Gündüzün Parlak Merakı

Puhu’nun içinde her zaman büyük bir merak vardı. Geceyi çok iyi biliyordu ama gündüzü hiç görmemişti. Sincapların ve kelebeklerin neler yaptığını hep merak ederdi. Güneş denen o parlak ışığın nasıl bir şey olduğunu hayal ederdi. Bir sabah uyumamaya karar verdi.

Gökyüzü yavaş yavaş pembe ve turuncu renklere bürünmeye başladı. Güneş, dağların arkasından kocaman sarı bir top gibi yükseldi. Çiçekler yapraklarını açtı ve arılar vızıldamaya başladı. Her yer rengarenkti. Puhu yuvasından başını uzatıp etrafa bakmak istedi. Ama o da ne?

Güneşin ışığı o kadar güçlüydü ki altın gözleri kamaştı. “Ayy! Burası çok aydınlık!” diyerek gözlerini hemen kısmak zorunda kaldı. Karanlığa alışkın olan gözleri bu kadar çok ışığı sevmemişti. O sırada yan daldan neşeli bir ses duyuldu: “Tık tık tık!”

Çocuklarımızın İlgisini Çekebilir  Gümüş Gölün Fısıltısı ve Dört Şarkıcı Arkadaş

Bu ses ormanın en hareketli sakini olan turuncu Sincap’tı. Sincap, Puhu’yu görünce çok şaşırdı. Yaşlı meşe ağacı derin bir nefes alır gibi hışırdadı ve dallarını salladı. Puhu, yeni arkadaşına bakmaya çalışırken gözlerini kırpıştırmaya devam ediyordu.

Işığın İçindeki Zorluk

Sincap neşeyle sordu: “Günaydın Puhu! Gündüz vakti burada ne yapıyorsun? Senin şimdi mışıl mışıl uyuman gerekmez miydi?” Puhu, merakını anlattı. Gündüzün renklerini görmek ve ormanı gezmek istediğini söyledi. Sincap öne düştü, Puhu da arkasından havalandı.

Ancak gündüz vakti orman çok gürültülü ve karışıktı. Puhu’nun o meşhur sessiz uçuşu, kuş cıvıltıları arasında kaybolup gitti. Kimse onun ne kadar zarif uçtuğunu fark etmiyordu. Üstelik güneş ışığı yüzünden önündeki dalları bile zor görüyordu. Kendini biraz yorgun hissetti.

Sincap, “Bak Puhu, şu ağaçtaki kırmızı meyveler ne kadar güzel!” dedi. Puhu meyveyi yakalamak için hızla uçtu. Fakat ışık gözlerini alınca dalın mesafesini hesaplayamadı. “Hooop… Güm!” diye bir ses çıktı. Puhu, yumuşacık sonbahar yapraklarından oluşan büyük bir yığının içine düştü.

Tüylerinin arasına sarı ve kırmızı yapraklar dolmuştu. Çok komik göründüğü için Sincap kıkırdamaya başladı. Puhu ise yaprakların içinden çıkmaya çalışırken biraz üzülmüştü. Gündüz vakti her şey ne kadar da zordu. Kendi yeteneklerini burada kullanamadığını fark etmeye başlamıştı.

Yıldızların Altındaki Huzur

Sincap, Puhu’ya yardım edip tüylerini temizledi. Ona bilgece bir sesle fısıldadı: “Sevgili Puhu, senin gözlerin yıldızların ışığını yakalamak için yaratılmış. Bizim gözlerimiz karanlıkta göremezken, sen ormanın en keskin gözcüsü olursun. Herkesin kendine has bir zamanı ve yeteneği vardır.”

Puhu bu sözleri duyunca derin bir sessizliğe gömüldü. Bu, sadece dışarıyı değil, kendi içini dinlemek gibi bir andı. Gündüzün gürültüsünden ziyade, gecenin fısıltısını ne kadar özlediğini anladı. Sincap’a teşekkür ederek yavaşça yuvasına doğru uçtu. Artık kendini daha iyi tanıyordu.

Çocuklarımızın İlgisini Çekebilir  Ormanın Bilge Baykuşu

Güneş yerini Ay Dede’ye bıraktığında Puhu uyanmıştı. Orman yine o güzel lacivert rengine bürünmüştü. Puhu, sessiz kanatlarıyla gökyüzüne süzüldü. Artık gözleri kamaşmıyordu. Gecenin serinliği tüylerinin arasından geçerken kendini çok mutlu hissetti. Her canlının dünyadaki yeri farklı ve özeldi.

Gökten üç tüy düşmüş; biri kendi ışığını bulan Puhu’ya, biri ona yol gösteren Sincap’a, biri de içindeki sesi dinleyen tüm çocuklara. Yıldızlar sönmeden, gece bitmeden, her kalp kendi masalını sessizce dinlesin.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


Başa dön tuşu